Enerjide serbest piyasa diye bir şey yok!

0
11
Enerjide serbest piyasa diye bir şey yok!
Enerjide serbest piyasa diye bir şey yok!

Boris Johnson, piyasa güçlerinin gaz krizinin üstesinden geleceğini söylüyor. Haklı mı? Kesinlikle değil. Bunda, söyleyenin Johnson olmasının önemi yok (ki kendisi genellikle herhangi bir önermeyi yargılamak için güvenilir bir kerteriz noktasıdır).

Enerjide serbest piyasa diye bir şey yok. Bariz biçimde, yerel enerji tarifelerinde üst fiyat sınırı var. Bu, şimdi olduğu üzere maliyetler önemli ölçüde ve beklenmedik biçimde artış gösterdiğinde, firmaların fiyat artışlarını tüketicilere yansıtamayacağı anlamına geliyor. Yani kâr olmaz ve iflas ederler. Daha sonra diğer şirketlerin, evlerini ve yemeklerini ısıtmak için gaza ihtiyacı olan tüm bu kârlı müşterilerin üzerine çekirge gibi çökmesi beklenir ancak elbette üst fiyat sınırı ihlal edilemez ve eski sabit tarife taahhütleri de yeni tedarikçiler tarafından uygulanmalıdır (cazip olmayan bir manzara). Üst fiyat sınırı, serbest piyasanın işlemesini engelliyor.

Kömür arzını fiilen kesen, nükleer sektör kapasitesini azaltan ve yenilenebilir enerjileri teşvik eden çeşitli yeşil enerji (ve diğer) politikaları da öyle yapıyor (ayrıca rüzgar ve güneş ışığının ihtiyaç duyulan her zaman görev başı yapmadığını da biliyoruz). Bu argüman, iklim krizi politikalarımızı rafa kaldırma ve fiyatlarla kirliliğin ipini koparmasına izin vermeyi savunmuyor, sadece piyasaların bizi bu gibi krizlerden kurtarabilecekse bile bunu yapmayacağına işaret ediyor.

Doğalgaz fiyatlarındaki fırlayışın tek iyi yanı bu: Bize bu sınırlı kaynağa ne kadar tehlikeli derecede bağımlı olduğumuzu hatırlatıyor. Gazın tükendiği, düşünmek istemediğimiz bir geleceğe bakış sunuyor. O vakit gelmeden çok önce daha fazla kıtlık yaşanacak ve CO2 ile ilgili tüm argümanların yanı sıra sırf bu yüzden değişiklikler yapmaya hemen başlamamız gerekiyor. Evet, özellikle konut ısıtmasında kullanılan gaz kazanlarından elektrikli hava (ve toprak) ısı pompası teknolojilerine geçişi başlatmalıydık. Her ikisi de gayet pahalı ve gaz kadar iyi işlemiyor. Ama işte bu, sektöre yatırım yapmamız ve maliyeti düşürmenin yollarını bulmamız için daha fazla neden sunuyor.

Bunu, görüldüğü üzere, 10 yıl öncesine göre çok daha kabiliyetli ve nispeten daha ucuz elektrikli arabalarda gerçekleştirdik. Aynısının söz konusu yeni konut ısıtma sistemlerinde de denenmesi lazım. Çalışmak için biraz elektrik kullansalar da enerjilerinin çoğunu çevreden alıyorlar. Yenilenebilir ve nükleer elektrik talebin bir kısmını karşılarken (yemek pişirmek gibi), hava ve toprak ısı pompaları yoluyla yerel, ev ve iş tabanlı enerji üretimine stratejik geçiş, hem ulusal enerji güvenliğini hem de hane halkının maliyetlerini dönüştürecektir.

Pompaların maliyeti ulusal bir geçiş programıyla karşılandığında, bir daha hiç kimsenin ısınma faturaları hakkında endişelenmesine gerek kalmayacak. Tıpkı yarım yüzyıl önce “hava gazından” doğalgaza geçtiğimiz ve altyapısını ülkedeki her ev ile iş yerine kurduğumuz gibi. Piyasa güçleri bunu yapmaz veya yapamazsa, maliyeti devletin üstlenmesi ve maliyetleri tüketicilere adil ve yönetilebilir yollarla yansıtmanın yolunu bulması gerekecek.

Elektrik ve telefon hatlarının döşenmesi, ulusal elektrik şebekesinin oluşturulması, yol ve otoyolların yapılması, doğalgaz boru hatları, fiber optik kabloların döşenmesi gibi daha önce de bu çapta devasa altyapı projeleri yapıldı, bu kez yine ısı pompaları için yapabiliriz. Ulus için uzun vadede masrafını telafi edecektir. Ya da öylece soğuktan titreyebiliriz.(Sean O’Grady/Independent)

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here